Feature news
PKK KİME HİZMET EDİYOR
Sultan Abdülhamid Han boşuna dememiştir; "En büyük problemimiz Avrupa sırtlarının geçiş yolunda olmamız" diye. Ortadoğu'ya inmek ve hakim olmak isten bu yolu tutmak zorunda. Bunu sağlamak da Türkiye'yi kontrol etmekten geçiyor. Yıllarca bu ülkede sahip oldukları medya ve yandaşları ile kafamızı ülke içine gömerek, bizi çatıştırarak kontrol altında aldılar. Ülke dışında neler oluyor fark edemedik, hiç göremedik.
Türkiye son yıllarda büyüdükçe ve içerideki problemleri halletmeye çözdükçe her türlü argüman ve işbirlikçiyle üzerimize geldiler. Dün dahi İngiliz gazeteleri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Erdoğan'ı yerden yere vuruyordu.
Adamlardaki hazımsızlık öyle büyük ki artık "Ruh hastası"ndan da öte bir noktaya geldiler. Çünkü o gazetelerin patronları Yahudi Baronlardı. Türkiye'de de akrabaları, ortakları vardı. ABD İran'la anlaşarak savaşmaktan, Tahran'ı yakıp yıkmaktan kaçtı diye tüm İsrail lobileri ayağa kalktı.
Buradan büyük gol yediler çıldırdılar.
Buradan büyük gol yediler çıldırdılar.
ABD ikinci önemli anlaşmayı Türkiye ile yaptı. İşte bu manzara bazılarını kafalarını duvarlara vuracak noktalara getirdi. İngiliz medyası "Eyvah Suriye'nin kuzeyi Türklerin oluyor" diye manşetlerden ağıt yakacak hale geldi. Pentagon, ABD gazetelerine "PKK silah bırakmalı" diye çağrılar yapıyordu. Yıllardır Avrupa, İsrail ve ABD'deki Neoconların CIA'yı kullanarak Türk Ordusu'na saldırttıkları PKK'ya en büyük tepki şimdi Pentagon generallerinden geliyordu.
Gazetelerin Ankara temsilcilerine brifing veren bir koalisyon ortağı üst düzey diplomat da sözü "PYD stratejik ortağımız değil, PKK terörist" diyordu önceki gün. Sözü "PKK ya silahı bırakacak ya da bırakacak" demeye getiren açıklamalar yapıyordu. Bugüne kadar böylesine bir baskı görmeyenler onun içindir Meclis'te bile ağızlarına hiç almadıkları "BARIŞ"ı neredeyse ağlayarak tekrar tekrar dile getiriyordu.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mark Turner'i dün Baronların gazetecileri sıkıştırıyordu. "IŞİD'e karşı Türkiye ile anlaşmak Kürtlere ihanet değil mi" diye. Turner ortada asla bir ihanet olmadığını söylüyordu. PKK'ya da "Derhal Türkiye'ye saldırırları durdurun" çağrısı yapıyordu. Bölgemizde büyük bir satranç tahtası kuruldu. ABD, Türkiye ile birlikte Avrupa'ya ve onların desteklediği terör örgütlerine ŞAH çekecek. Bakın Irak'ta Peşmergeleri eğiterek teröre karşıyım imajı vermeye çalışan Almanya'nın diğer taraftan da IŞİD petrollerini tankerlerle Avrupa'ya taşıdığı çıktı ortaya. Hem de Esad rejimi ile ortaklık yaparak. Basınıyla, siyasetçileri ile en büyük IŞİD düşmanı kesilen İngilizler Suriye'de IŞİD'e tek sorti bile yapmadı daha. Şimdi ellerindeki medya ile bas bas bağırıyorlar, "PKK neden vuruluyor" diye.
Terör örgütleri onların satranç tahtasındaki piyonlarıdır. Piyonlar devrilince karşı tarafın Ortadoğu'daki filleri de, kaleleri de, vezirleri de şahları da gidecektir. Piyonları alırlar, öne sürerler, tek tek yedirirler.
Uluslararası masada piyonlar değil Devletler "ESAS"tır. Bir kalemde atarlar piyonları. "Ateşkes bitti, barajlara saldıracağız" diyerek çözüm sürecine ilk darbe vuran ve baraj inşaatlarına saldıran PKK'dır. O barajlar bölgeye refah, toprağa bereket getirecek, en çok Kürtler istifade edecek. Peki neden saldırıyorlar? Yıllar önce Diyarbakır'a gelen ve zılgıtlarla karşılanan ABD'li Profesör PKK sempatizanı Noam Chomsky vermişti bunun cevabını.
Diyarbakır'da PKK sempatizanlarının önünde bakarak "Güneydoğu'da yapılan barajlar en çok komşu ülkelere zarar veriyor" diyerek adeta hedef göstermişti. Onun için İran barajlara saldıran PKK'ya destek veriyor, aylardır hala utanmadan "Türkiye IŞİD'e destek veriyor" diye yalan yayın yapıyor. Bölgedeki Kürt kardeşlerimizin artık büyük oyunu ve çocuklarının piyonlara yem edildiğini görmesi gerekiyor.
Bakın aynı PKK, savaştaki K.Iraklı Kürtler'in en büyük gelir kaynağı petrol boru hatlarını da bombalayarak 250 milyon dolarlık zarar vermedi mi? Nasıl bir Kürt Hakları savunuculuğu bu? Suriye Ulusal Kürt Konseyi'nden Ahmed Kasım dün "16 Kürt partisi anlaşma imzaladık. PKK'nın Suriye'deki kolu PYD anlaşmayı bozarak Barzani dahil 15 parti'yi Esad ve İran'a sattı" diye bas bas bağırıyor.
Satranç masasındaki piyonlar plastik...Ama dağlardan ölüme sürülen Kürt çocuklar etten kemikten birer beden. "Kürt Hakları" diyenlerin başka ülkeler adına Kürtlere ihanet ettiği bir dönemden geçiyoruz.
Bekir Hazar
Bekir Hazar
https://www.facebook.com/Derinistihbarat.TR
Pkk aslında ne istiyor neyin peşinde
Sırtını PKK’ya dayarsan göremezsin!...
Kürt açılımı ile başladı, barış ve kardeşlik projesi ile olgunlaştı, çözüm süreci ile devam etti…
Amaç Kürt meselesine kalıcı bir çözüm bulmaktı…
Çatışmayı, bölünmeyi durdurmak, bin yıllık kardeşliği pekiştirmekti…
İşte bu yüzden faşizan statükonun kaleleri bir bir yıkıldı…
Bu ülkede farklı inanç, kültür ve etnik kökene sahip insanlar özgür, eşit yurttaş ve birinci sınıf vatandaş oldular…
Vesayetçiler tasfiye edildi… Cuntacılar, derin devlet tarihe gömüldü…
Faili meçhul cinayetler, işkenceler yoktu artık…
Askeri mahkemelerde yargılanmıyordu siviller…
Asimilasyon politikaları sona erdi…
On binin üzerinde Kürt'ün canına kıyıldığı 'Dersim Katliamı' için devlet adına özür diledi Erdoğan…
Polis torpido gözünde Kürtçe kaset aramıyordu…
'Kürt sorunu' dediği için kimse hakkında soruşturma açmıyor savcı…
Cezaevine ziyarete giden ana, anadiliyle konuşuyordu oğluyla…
İlköğretimde anadilinde seçmeli dersler vardı ayrıca… Kürtçe, Abhazca, Arnavutça, Lazca…
Kürtçe televizyon açıldı…
Herkese kendini anadilinde savunabiliyor…
Üniversitelerde Kürtçe kürsüler açıldı…
Baldıran zehri içildi…
Bölgeye 'pozitif ayrımcılık' yapıldı… 'Helal olsun yapılsın.., Şimdiye kadar yapılan ayrımcılığa sayılsın…' dedik… Ahmet Kaya'yı andık rahmetle…
O zaman, 'Biraz düşün... Muhakeme et, mukayese et…' dedik…
'2002'de yapabilip, 2015'te yapamadığın ne var?!.. Ya da, '2015'te yapabildiğin ama 2002'de bırak yapmayı, aklından dahi geçiremediğin neler var?!...' diye sorduk…
Eksik olan neydi?...
En az bir Türk, Laz, Abhaz, Çerkes, Arnavut, Boşnak..vs, kadar özgür olan Kürt'ün sorunu neydi?...
Bizim bilmediğimiz başka bir vatandaşlık hakkı mı var?...
Ya da şöyle soralım;
“Türk, Laz, Abhaz, Çerkes, Arnavut, Boşnak, Pomak..vs,”nin sahip olup da Kürt'ün sahip olamadığı hangi vatandaşlık hakkı var?!...
Onca barış görüşmesi, onca çaba, Diyarbakır'daki büyük buluşma…
Silahları bırakacaktı, ülkeyi terk edecekti PKK…
Ama yapmadılar…
Ardından Dolmabahçe mutabakatı… Silahların bırakılacağı PKK kongresi yapılacaktı…
Aynı gün Mustafa Karasu Kandil'den mesaj gönderdi;
“PKK kongresini yapıp silah bırakma kararı alacak biçimindeki yaklaşımlar demagojidir…”
Bir gün sonra Cemil Bayık seslendi; “PKK silah bırakacak açıklamaları seçim propagandasıdır. Silahların bırakılması, ancak Öcalan'ın bizzat katılacağı bir kongrede karara bağlanabilir…”
Sonra?...
11 Temmuz'da KCK ateşkesin bitirdiğini ilan etti…
15 Temmuz'da Başbakan Davutoğlu Demirtaş ile görüştüğü gün KCK; 'devrimci halk savaşını' başlattığını ilan etti… (Bunların hepsi Suruç'taki patlamadan önce oldu…)
Velhasıl PKK silah bırakmayı asla düşünmedi…
Çatışma ve kandan asla vazgeçmedi…
PKK asla barış istemedi…
Peki bugün PKK ne istiyor?...
Haince pusu kurup, polise askere sivile neden ateş ediyor?...
PKK neyin mücadelesini veriyor, kimin hakkını koruyor?...
Peki sırtını PKK'ya dayayan HDP ne istiyor?...
Ya barış güvercini ilan ettiğiniz Demirtaş?...
Kandil'de saz çalıp silah bırakmaya ikna edemedi mi hala?!...
Velhasıl, her şey ayyuka çıktı, görünmeyen yüzünüz kalmadı…
Türkiye, eski Türkiye değil… Ne Türk, ne de Kürt halklarını artık kandıramazsınız…
'Sırtımı teröriste dayadım, o yüzden kim öldürüyor göremiyorum!...' diyerek de yırtamazsın…
Hikmet Genç
Learn more »
Kürt açılımı ile başladı, barış ve kardeşlik projesi ile olgunlaştı, çözüm süreci ile devam etti…
Amaç Kürt meselesine kalıcı bir çözüm bulmaktı…
Çatışmayı, bölünmeyi durdurmak, bin yıllık kardeşliği pekiştirmekti…
İşte bu yüzden faşizan statükonun kaleleri bir bir yıkıldı…
Bu ülkede farklı inanç, kültür ve etnik kökene sahip insanlar özgür, eşit yurttaş ve birinci sınıf vatandaş oldular…
Vesayetçiler tasfiye edildi… Cuntacılar, derin devlet tarihe gömüldü…
Faili meçhul cinayetler, işkenceler yoktu artık…
Askeri mahkemelerde yargılanmıyordu siviller…
Asimilasyon politikaları sona erdi…
On binin üzerinde Kürt'ün canına kıyıldığı 'Dersim Katliamı' için devlet adına özür diledi Erdoğan…
Polis torpido gözünde Kürtçe kaset aramıyordu…
'Kürt sorunu' dediği için kimse hakkında soruşturma açmıyor savcı…
Cezaevine ziyarete giden ana, anadiliyle konuşuyordu oğluyla…
İlköğretimde anadilinde seçmeli dersler vardı ayrıca… Kürtçe, Abhazca, Arnavutça, Lazca…
Kürtçe televizyon açıldı…
Herkese kendini anadilinde savunabiliyor…
Üniversitelerde Kürtçe kürsüler açıldı…
Baldıran zehri içildi…
Bölgeye 'pozitif ayrımcılık' yapıldı… 'Helal olsun yapılsın.., Şimdiye kadar yapılan ayrımcılığa sayılsın…' dedik… Ahmet Kaya'yı andık rahmetle…
O zaman, 'Biraz düşün... Muhakeme et, mukayese et…' dedik…
'2002'de yapabilip, 2015'te yapamadığın ne var?!.. Ya da, '2015'te yapabildiğin ama 2002'de bırak yapmayı, aklından dahi geçiremediğin neler var?!...' diye sorduk…
Eksik olan neydi?...
En az bir Türk, Laz, Abhaz, Çerkes, Arnavut, Boşnak..vs, kadar özgür olan Kürt'ün sorunu neydi?...
Bizim bilmediğimiz başka bir vatandaşlık hakkı mı var?...
Ya da şöyle soralım;
“Türk, Laz, Abhaz, Çerkes, Arnavut, Boşnak, Pomak..vs,”nin sahip olup da Kürt'ün sahip olamadığı hangi vatandaşlık hakkı var?!...
Onca barış görüşmesi, onca çaba, Diyarbakır'daki büyük buluşma…
Silahları bırakacaktı, ülkeyi terk edecekti PKK…
Ama yapmadılar…
Ardından Dolmabahçe mutabakatı… Silahların bırakılacağı PKK kongresi yapılacaktı…
Aynı gün Mustafa Karasu Kandil'den mesaj gönderdi;
“PKK kongresini yapıp silah bırakma kararı alacak biçimindeki yaklaşımlar demagojidir…”
Bir gün sonra Cemil Bayık seslendi; “PKK silah bırakacak açıklamaları seçim propagandasıdır. Silahların bırakılması, ancak Öcalan'ın bizzat katılacağı bir kongrede karara bağlanabilir…”
Sonra?...
11 Temmuz'da KCK ateşkesin bitirdiğini ilan etti…
15 Temmuz'da Başbakan Davutoğlu Demirtaş ile görüştüğü gün KCK; 'devrimci halk savaşını' başlattığını ilan etti… (Bunların hepsi Suruç'taki patlamadan önce oldu…)
Velhasıl PKK silah bırakmayı asla düşünmedi…
Çatışma ve kandan asla vazgeçmedi…
PKK asla barış istemedi…
Peki bugün PKK ne istiyor?...
Haince pusu kurup, polise askere sivile neden ateş ediyor?...
PKK neyin mücadelesini veriyor, kimin hakkını koruyor?...
Peki sırtını PKK'ya dayayan HDP ne istiyor?...
Ya barış güvercini ilan ettiğiniz Demirtaş?...
Kandil'de saz çalıp silah bırakmaya ikna edemedi mi hala?!...
Velhasıl, her şey ayyuka çıktı, görünmeyen yüzünüz kalmadı…
Türkiye, eski Türkiye değil… Ne Türk, ne de Kürt halklarını artık kandıramazsınız…
'Sırtımı teröriste dayadım, o yüzden kim öldürüyor göremiyorum!...' diyerek de yırtamazsın…
Hikmet Genç
Dinde zorlama yok ne anlama gelir?
Bakara Suresi
256 - "Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip,
Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir."
"Islam'da zorlama yoktur" şeklinde bir ifade yok... "Dinde zorlama yoktur" şeklinde bir ifade var. Bunu iyi
anlamak lazım. Dinde zorlama yoktur... Yani kimseye "müslüman ol" "Islam dinine gir" baskısı, zorlaması
yoktur. Fakat müslümanlığı kabul edenler, iman edenler doğal olarak müslümanlığın şartlarını yerine
getirmek ile mükelleftirler. Müslüman olmayı kabul etmek, Allah Teala ile anlaşma yapmaktır. Bir insan bu
anlaşma ile Rabbimizin iradesine teslim olmayı, daha açık ifade etmek gerekirse emirlerini yerine getirip
sakındırdıklarından da sakınmayı taahhüt etmiş demektir. Dolayısıyla sözleşme gereği kabul ettiği
yükümlülüklerini yerine getirmesini istemek, asla "zorlama" değildir... Denetim ve yaptırımdır.
Yeryüzünü bir sınav alanı olarak düzenleyen Rabbimiz iman konusunda insanların zorlanamayacağını, doğru
olanın bireysel ve kollektif iradeyi harekete geçirmek olduğunu birçok ayette bize öğütlemektedir.
Islam'da iyiliği emretmek, kötülüğü engellemek mü'minlerin hem ferdi hem de toplumsal-siyasal görevleridir.
Çünkü mü'minler Allah'ın (celle celaluhu) hükümlerini kendi nefslerinde yaşamakla, adaleti ikâme etmekle,
zulmü engellemekle yükümlüdürler.
Birçok ayet ve Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) örnek uygulamaları Islam'da denetim mekanizması
olduğunu göstermektedir. "Emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker" görevimizden söz eden aşağıdaki ayet
dikkatle incelenmelidir:
Al-i Imran Suresi
104 - "Sizden, iyiye çağıran, uygun olanı emreden ve kötülüğü yasaklayan bir topluluk olsun. işte onlar
başarıya ulaşanlardır." (Ayrıca bkz. Al-i Imran, 110).
Ortada eğer bir emir ve yasak var ise, yaptırımdan söz etmemek mümkün değildir. Ilahi olsun, beşeri olsun
her otorite özünde siyasi olsun veya olmasın bir yaptırım barındırır. Ancak yaptırım, kontrol ve denetleme
araçları karşı tarafa haksızlık doğuracak şekilde kullanılmamalıdır.
Günlük hayatta bile verdiği sözü yerine getirmeyen birini taahhüdünde durması için çeşitli denetim
mekanizmaları geliştirilmiştir. Söz verdiği günde borç vb. taahhüdlerini yerine getirmeyene, haksızlık
yapmadan akitlerine bağlı kalma konusunda yaptırım uygulamak nasıl doğalsa, aynı şekilde Allah Teala ile
iman akdi imzalayan birini, akitlerine bağlı kalma konusunda belli yaptırımlara tâbi tutmak da doğaldır ve bir
denetlemedir. Çünkü iman; tezahürleri ile anlamlıdır.
Dinin gerektirdiği emirleri yerine getirmeyen kişiye mü'minlerin oluşturduğu otoritenin yaptırım uygulamaması
onu kendi haline bırakması mümkün değildir:
Hacc Suresi
41 - "Biz onları yeryüzüne yerleştirsek namaz kılarlar, zekatı verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasak
ederler. Işlerin sonucu Allah'a aittir."
Kur'an daki farziyet ifade eden bütün emirler bir tür ilahi iradenin insan hayatına müdahale isteğidir. Nitekim
dinin temel ibadetleri, Allah Teala'nın teşekkül ettirilmesini istediği toplumsal, siyasal yapıyı ilgilendiren
konular Kur'an da çoğu zaman emir kipi ile ifade edilen ilahi buyruklar şeklinde geçmektedir:
Nisa Suresi
103 - "O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde
hep Allah'ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli
vakitlerde yazılı bir farzdır."
En zor şartlarda, savaş anında bile namazın tümden terkine izin vermeyen Rabbimiz kısaltmaya ruhsat
tanımaktadır. Mü'min olduğu iddiasında olan bir kimsenin temel bir ibadeti yapıp yapmaması onun vicdani
sorumluluğuna terkedilemeyecek kadar ciddi bir konudur.
Anlaşılacağı gibi emir ve yasak, bir şeyin nasıl yapılması gerektiğini belirleyen bir normdur. Normlara
uymayanlara yaptırım uygulamak da yerine göre siyasal otoritenin, yerine göre toplumsal otoritenin
kontrolündedir. Özetle zorlama; bir işte kişiyi tercihte bulunmaya icbar etmek (zorlamak), kötü bir fiil işlemeye
zorlamak anlamındadır. **Ancak bir kimsenin "üstlendiği bir taahhüdü" yerine getirmesini istemek, "zorlamak"
değildir.**
Mesela, borç akdini yerine getirmeyene uygulanan yaptırım meşrudur. Bu, bazen sosyal kontrol
mekanizmaları aracılığı ile olurken, bazen de hukuki denetimlerle olur. Fakat birisini borçlanmaya ya da
borçlu olmadığı halde borçluymuş gibi ödeme yapmaya zorlamak olmaz.
Ahzap Suresi
36 - "Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin
bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne isyan ederse açık bir
sapıklık etmiş olur."
Allah (celle celaluhu) daha iyi bilir. Learn more »
256 - "Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip,
Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir."
"Islam'da zorlama yoktur" şeklinde bir ifade yok... "Dinde zorlama yoktur" şeklinde bir ifade var. Bunu iyi
anlamak lazım. Dinde zorlama yoktur... Yani kimseye "müslüman ol" "Islam dinine gir" baskısı, zorlaması
yoktur. Fakat müslümanlığı kabul edenler, iman edenler doğal olarak müslümanlığın şartlarını yerine
getirmek ile mükelleftirler. Müslüman olmayı kabul etmek, Allah Teala ile anlaşma yapmaktır. Bir insan bu
anlaşma ile Rabbimizin iradesine teslim olmayı, daha açık ifade etmek gerekirse emirlerini yerine getirip
sakındırdıklarından da sakınmayı taahhüt etmiş demektir. Dolayısıyla sözleşme gereği kabul ettiği
yükümlülüklerini yerine getirmesini istemek, asla "zorlama" değildir... Denetim ve yaptırımdır.
Yeryüzünü bir sınav alanı olarak düzenleyen Rabbimiz iman konusunda insanların zorlanamayacağını, doğru
olanın bireysel ve kollektif iradeyi harekete geçirmek olduğunu birçok ayette bize öğütlemektedir.
Islam'da iyiliği emretmek, kötülüğü engellemek mü'minlerin hem ferdi hem de toplumsal-siyasal görevleridir.
Çünkü mü'minler Allah'ın (celle celaluhu) hükümlerini kendi nefslerinde yaşamakla, adaleti ikâme etmekle,
zulmü engellemekle yükümlüdürler.
Birçok ayet ve Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) örnek uygulamaları Islam'da denetim mekanizması
olduğunu göstermektedir. "Emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker" görevimizden söz eden aşağıdaki ayet
dikkatle incelenmelidir:
Al-i Imran Suresi
104 - "Sizden, iyiye çağıran, uygun olanı emreden ve kötülüğü yasaklayan bir topluluk olsun. işte onlar
başarıya ulaşanlardır." (Ayrıca bkz. Al-i Imran, 110).
Ortada eğer bir emir ve yasak var ise, yaptırımdan söz etmemek mümkün değildir. Ilahi olsun, beşeri olsun
her otorite özünde siyasi olsun veya olmasın bir yaptırım barındırır. Ancak yaptırım, kontrol ve denetleme
araçları karşı tarafa haksızlık doğuracak şekilde kullanılmamalıdır.
Günlük hayatta bile verdiği sözü yerine getirmeyen birini taahhüdünde durması için çeşitli denetim
mekanizmaları geliştirilmiştir. Söz verdiği günde borç vb. taahhüdlerini yerine getirmeyene, haksızlık
yapmadan akitlerine bağlı kalma konusunda yaptırım uygulamak nasıl doğalsa, aynı şekilde Allah Teala ile
iman akdi imzalayan birini, akitlerine bağlı kalma konusunda belli yaptırımlara tâbi tutmak da doğaldır ve bir
denetlemedir. Çünkü iman; tezahürleri ile anlamlıdır.
Dinin gerektirdiği emirleri yerine getirmeyen kişiye mü'minlerin oluşturduğu otoritenin yaptırım uygulamaması
onu kendi haline bırakması mümkün değildir:
Hacc Suresi
41 - "Biz onları yeryüzüne yerleştirsek namaz kılarlar, zekatı verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasak
ederler. Işlerin sonucu Allah'a aittir."
Kur'an daki farziyet ifade eden bütün emirler bir tür ilahi iradenin insan hayatına müdahale isteğidir. Nitekim
dinin temel ibadetleri, Allah Teala'nın teşekkül ettirilmesini istediği toplumsal, siyasal yapıyı ilgilendiren
konular Kur'an da çoğu zaman emir kipi ile ifade edilen ilahi buyruklar şeklinde geçmektedir:
Nisa Suresi
103 - "O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde
hep Allah'ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli
vakitlerde yazılı bir farzdır."
En zor şartlarda, savaş anında bile namazın tümden terkine izin vermeyen Rabbimiz kısaltmaya ruhsat
tanımaktadır. Mü'min olduğu iddiasında olan bir kimsenin temel bir ibadeti yapıp yapmaması onun vicdani
sorumluluğuna terkedilemeyecek kadar ciddi bir konudur.
Anlaşılacağı gibi emir ve yasak, bir şeyin nasıl yapılması gerektiğini belirleyen bir normdur. Normlara
uymayanlara yaptırım uygulamak da yerine göre siyasal otoritenin, yerine göre toplumsal otoritenin
kontrolündedir. Özetle zorlama; bir işte kişiyi tercihte bulunmaya icbar etmek (zorlamak), kötü bir fiil işlemeye
zorlamak anlamındadır. **Ancak bir kimsenin "üstlendiği bir taahhüdü" yerine getirmesini istemek, "zorlamak"
değildir.**
Mesela, borç akdini yerine getirmeyene uygulanan yaptırım meşrudur. Bu, bazen sosyal kontrol
mekanizmaları aracılığı ile olurken, bazen de hukuki denetimlerle olur. Fakat birisini borçlanmaya ya da
borçlu olmadığı halde borçluymuş gibi ödeme yapmaya zorlamak olmaz.
Ahzap Suresi
36 - "Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin
bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne isyan ederse açık bir
sapıklık etmiş olur."
Allah (celle celaluhu) daha iyi bilir. Learn more »
Şirkin Belgesi - Gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır
Biri M.Kemal Kur'an-ı Kerim Hakkında Ne Düşünüyor mu Dedi?
Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.(Alkışlar)
Resmi site kaynak: http://www.tbmm.gov.tr/tarihce/ataturk_konusma/5d3yy.htm (Sondan 3.paragrafta metin :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Copyright © 2013 En çok Merak Edilen İslami Sorular ve Cevapları
| Distributed By Gooyaabi Templates